Zaman vardır, yükselen dualarla değer kazanır. Zaman vardır, inen rahmetlerle nurlanır. Zaman vardır, rahmet kapılarının ardına kadar açık olmasına dâyelik yapar.
Zaman vardır, kutludur, dinin daha bir içten yaşandığı, Allah'ın varlığının daha bir hissedildiği anları barındırır.
Sınırlı ve zamanla mukayyet bir mahluk olan insanın, zamanüstü yaşadığı, buna zeminin hazırlandığı anlardan biri de kutlu zaman dilimleridir. Adeta, hikmetli bir kudret eli tarafından, insanın muvakkaten de olsa zamanüstü olmasına müsaade edilir. İşte böylesi kutlu zaman dilimlerinden biri de üç aylardır. "Bu aylarda zaman hep uhrevî renklerle tüllenir. İnsanlar tıpkı öbür âlemin sakinleriymişçesine mûnisleşir ve sırlı bir derinliğe ulaşırlar. Receb ayı, "üç aylar" diye meşhur olmuş "Receb, Şaban ve Ramazan" aylarının ilkidir. Allah, insanların bazısını bazılarına üstün kılması misali, bu zaman dilimleri de, yapılacak ibadetlerle, Allah'ın daha fazla hatırlanması, rahmet kapılarının ardına kadar açılması ve ahiret adına gayet karlı bir pazar olması gibi yönlerden diğer zaman dilimlerine üstünlük kazanır.
Yine bu kutlu aylarda, bazı geceler önplana çıkmıştır ki, Receb ayının ilk Cuma gecesi de bunlardan biridir. Bu gece "Regaib Gecesi" olarak isimlendirilmiştir. Kutlu zaman dilimi üç ayların ilki olan Receb, "tazim ve tekrim olunan ay" ve "hazırlanmak" manalarına gelmektedir. Bu ay için Efendimiz (sas) "Receb Allah'ın, Şaban benim, Ramazan ümmetimin ayıdır." buyurmuşlardır. Receb ayı, Mi'rac, Berât ve Kadir Gecesi gibi mübarek zaman dilimlerinin de bir müjdecisi olan "Regaib" Gece’ sini içerisinde barındırmaktadır. Bu gece, Peygamber Efendimiz'in (sas) Allah'ın nuranî lütuf ve ihsanlarına, semavî mevhibelere eriştiği bir gecedir. Peygamber Efendimiz'in (sas) beyanları içinde, bu geceden gafil olunmaması gerektiği, gafil olmamanın yolu da, ibadet-u taatin yanında oruçla geçirilmesi, en azından bu ayın ilk günü, orta günü ve son gününün oruçla geçirilmesi tavsiye buyrulmuştur. Bu şekilde değerlendirilmesi durumunda ise, "geçmiş günahların mağfireti, kalan ömrün bereketi, haşirde susuzluktan emin olma" ihsanlarına mazhar olunacağını beyan buyurmuşlardır.
İçinde bulunduğumuz kutlu zaman dilimini tam duyabilmek için, evvelâ acziyetin idraki için, Rabbim’ ize iltica etme adına, O'nun Rab, kendimizin de kul olduğumuzun farkına varma ve gereğini yapma adına bir fırsat bilmeliyiz. Allah'a kurbiyet anlarını avlayanlar, bu kutlu geceyi, oruçla karşılanmışlardır. "Regaib Gecesi" adından da anlaşılacağı üzere, teheccüd gibi geceleri yapılabilecek ibadetlere yer verilmelidir. Bunun yanında, dünyanın farklı bölgelerinde imtihanlara maruz kalan Müslümanların üzerindeki musibetlerin def u ref'i için, hacet namazı; üzerimizdeki nimetlerin kesilmemesi, artarak devam etmesi adına ise şükür namazı kılınabilir. Nitekim bu gecede Rasulû Ekrem (sas)'in, Allah Teâlâ tarafından manevi iyiliklere ve ihsanlara nail olduğu için, şükrün bir ifadesi olarak on iki rekat nafile namaz kıldığı rivayet olunmaktadır. Kulun samimiyet ve ihlasının, yaptığı ibadetlerin değerine değer katıp, Cenab-ı Allah'ın bire on, yüz, hatta bin vermesine vesile olması gibi, bu ibadetlerin eda edildiği yer ve zaman da önemlidir. Bu açıdan, böyle kutlu zamanlarda eda edilecek kaza/nafile ibadetler, Kur'an tilavetleri, dualar, tevbe ve istiğfarlar, verilen sadakalar, tutulan oruçlar, değerler üstü bir değere ulaşır.
Allah Resulü'nün (sas) önemi üzerinde ısrarla durduğu sıla-i rahim'i yapma adına, bu günleri fırsat bilmeli, bu sadette; akraba, eş ve dostun kandillerini tebrik adına aramayı vesile kılarak, hal-hatırlarını sorup hayır dualarına nail olma yollarını araştırmalıyız. Bu kutlu zaman dilimlerine karşı duyulacak en hafif saygı, Allah'ın bizlere çizmiş olduğu helal dairesi dışına başımızı uzatmamak şeklinde olacaktır. Başka bir ifadeyle, hayırda aktif olunamıyorsa, en azından masiyette aktif olunmamalıdır. Bunu bir üst mertebesi ise hayır işlerinde her zamankinden daha fazla koşuşturmaktır. Bu gibi kutluluğuyla diğer anlardan farklı zaman dilimlerinin farkını, çocuklarımıza, seviyelerine göre, hayatlarında unutamayacakları anlar haline getirmeliyiz. Efendimiz’ in (sas) beyanları içinde, bu gecede yapılacak duaların Allah katından geri çevrilmeyeceğinin idraki içinde olunmalı ve bu idrak ile ellerimizi semaya açıp tevbe-i istiğfarlar ile dualar etmeliyiz.
Abdullah bin Abbas hazretleri, bir rivayette şöyle buyurmuştur: "Her kim aşağıdaki istiğfarı bütün Receb ayında yedi defa okursa, Allah, ona günaha giden yolları zorlaştırır, böylece günahkâr işleme fırsatı vermez: "Estağfirullahe'l-azîme'l-lezi lâ ilâhe illa hüve'l-hayyu'l-kayyûm ve-etûbu ileyhi tevbete abdin zâlimin li-nefsihi lâ yemliku li-nefsihi mevten ve-lâ hayâten ve-lâ nuşûran = Zâtından başka Hayy (her zaman var olan, diri olan ezeli ve ebedî hayat sahibi) ve Kayyûm (Kendi zâtı ile var olup, zevali olmaksızın kaim olan ve bütün kâinatı varlıkta tutup yöneten)'un bulunmadığı azamet sahibi Allah'a, günahlarımdan istiğfar eder, O'na tevbe ederim. Öyle bir tevbe ki, kendine yazık etmiş, kendisini ne ölümden koruyabilen ne hayatta kalabilen ve ne de öldükten sonra tekrar canlanmaya muktedir olan bir kulun tevbesi misali tevbe ederim."
Rabb-i Rahimimiz’ in, üç ayları hakkımızda hayırlı kılmasını, ümmeti Muhammed'in (sas) sıkıntı ve ızdıraplarından kurtulması için vesile eylemesini, bu mübarek gün ve geceleri nasıl değerlendirilmesi gerekiyorsa o ölçüde ihya eden; onlardan azamî istifade eden ve her gecesine Regaib gecesi kıymetinde sevap verdiği kullarından eylemesini diliyoruz.
Regaib Gecesi'nde insanlığın üzerine lütuf ve ihsan yağar
Nebiler Nebisi saâdet meclisinde oturuyordu. Mescide bir esir grubu getirildi. O sırada Allah Rasûlü (sas) bir kadının yana yakıla bir şeyler aradığını gördü.
Kadın yakaladığı her çocuğu sinesine basıyor, kokluyor sonra bırakıyordu. En sonunda kendi yavrusunu buldu, bağrına bastı. Doyma bilmeden onu öpüyor, kokluyor, tekrar bağrına basıyordu. Allah Rasûlü (sas) bu manzara karşısında iyice doldu. Hıçkıra hıçkıra ağlayarak parmağıyla yanındakilere kadını gösterdi ve "Şu kadını görüyor musunuz?" dedi. Sahabe cevap verdi: "Evet Ya Rasulallah!" Allah Rasûlü (sas) tekrar, "Bu kadın şu kucağındaki çocuğunu cehenneme atar mı?" diye sordu. Sahabe "Hayır ya Rasulallah!" karşılığını verdi. Ve işte bunun üzerine İki Cihan Serveri (sas) şu hikmet dolu sözleri söyledi: "Allah o kadından daha şefkatlidir, kullarını cehenneme atmak istemez." Kullarına karşı işte böylesine şefkatli ve merhametli olan Allahu Teala, sene içinde kulları için gönül dünyalarında manevi hamle yapmaları adına bazı özel gün ve geceler yaratmıştır. Bu özel zaman dilimlerinde Cenab-ı Hakk'ın rahmet esintileri sağanak sağanak yağmaktadır. İşte bu gecelerden birisi Regaib Gecesidir. Halk arasında üç aylar diye meşhur olan Receb, Şaban ve Ramazan aylarından Receb ayının ilk perşembeyi cumaya bağlayan gecesi olan Regaib Gecesi, aynı zamanda Ramazan ayının da ilk habercisi olma şerefini taşımaktadır. Rahmet kapılarının ardına kadar açık olduğu bu gece gaflet içinde geçirilmemeli, bir fırsat gecesi olarak değerlendirilip ona göre hareket edilmelidir. Bu değerlendirmek adına; 1. Bol bol Kur'ân-ı Kerim okunabilir. 2. Peygamber Efendimiz (sas)'in şefaatini ümit ederek, O'na salât-ü selâmlar getirilebilir. 3. Kaza veya nafile namazlar kılınabilir. 4. Dünyaya gönderiliş amacımızı ve gidişatımızı düşünerek tefekkürde bulunulabilir. 5. İşlenen günahlar için bu gecenin yüzü suyu hürmetine samimi ve gönülden gelerek tevbe ve istiğfarda bulunulabilir. 6. Bir dua listesi oluşturarak sevilen insanlar için bol bol dua edilebilir. 7. Anne, baba, akraba ve arkadaşların kandilleri ziyaret edilerek veya telefon, faks veya e-mail çekerek tebrik edilebilir.
Üç aylar ve kandil geceleri
Elest Meclisi'nde Rabb’ine olan itaat ve sadakatini tereddütsüzce ortaya koyan insanoğlu, dünyada varlığını güçlendirdikçe ne yazık ki bu ezelî taahhüdünden uzaklaşma temayül ve gafletine düşüyor. Dünya hayatının karmaşa ve dağdağası, hayatın akışı içinde beklenilen veya beklenilmeyen olumsuzluklar veya sarhoşluk ölçüsünde şaşırtan bazı sevinç ve sürprizler, insanı hayatın temel değerleri konusunda farklı yön ve hedeflere kaydırıyor...
Ruhun sürekli şer entrikaları üreten, Rabb’ine âsî ve nankör bir nefisle mecburî arkadaşlığı zaman içinde ondaki asalet ve masumiyetin de kaybedilmesine zemin hazırlar. Nefsin zulüm ve isyanlarına bulaşan ruhu, kasvet ve karanlık kaplar. İnsan, bunalım ve sıkıntılar içinde belki çok şeyler beklediği dünya hayatından da nefret etmeye, yaşama sevinç ve heyecanını tamamen kaybetmeye başlar.
Aslın da peygamberlerin kılavuzluğuna giren bahtiyarlar, ruhun bu sıkıntılı dünya serüvenini bu kadar ümitsiz ve karanlık durumlara düşmekten kurtarma fırsatına sahiptirler. Yeter ki dînin bu konudaki tavsiye ve öğütlerine samimiyetle kulak vermiş olsunlar. Belki bazıları serzeniş dolu bir ifadeyle insan ruhunun neden böylesine tehlikeli ve karanlık dehlizlerden geçirildiğini, ona lâyık olan gerçek anlamda huzurlu bir ortam olması gerektiğini iddia edecektir. Ruhlar esasında âlem-i ervahta öyle idi. Yüce Yaratan ruhun daha da gelişip olgunlaşması için beden evinde onun nefisle olan çelişkili beraberliğini takdîr etti. Tâ ki ruh, hayrın şerre galebesini sağlayabilmek için ciddî bir mücadele ve mücahedeye girsin diye...
İyi düşünülürse insanoğlunun var olduğu günden bugüne kadar bütün insanî değerler, yüce hasletler, üniversal erdemlerin tamamı; peygamberlerin başı çektiği ruhun nefse, hayrın şerre, kısacası hakkın bâtıla üstün gelme savaşının ürünüdür. İnançlı ve asil ruhlu insan bu savaşı yürütmeseydi bugün adalet, merhamet, sevgi ve özveri denilen yüce kavramları insanlık âlemi çoktan unutmuş olurdu.
Ruh ile nefsin mücadelesinde elbette ruhun da yenik düştüğü, çaresiz kaldığı yer ve zamanlar olacaktır. Fakat "zararın neresinden dönülürse kârdır" diyerek savaşa devam edenler, kendileri için sayısız telâfî ve kazanç yolları bulacaklardır. Yeter ki sağlıklı bir durum tespîti yapıp azimle hedefe yönelebilmiş olsunlar.
Eksilerimiz ve eksiklerimiz...
Hangi noktada nihayete ereceğini bilemediğimiz dünya hayatının hiçbir garantisi olmadığını bilen insanların bu noktadaki en önemli gafleti ciddî bir nefis muhasebesi şuuruyla hareket etmemeleridir. Günümüzde özeleştiri denilen nefis muhasebesi aslında insanın bulunduğu noktayı belirlemesi açısından çok önemlidir. Hayatın artı ve eksileri, kâr ve zararları, kısacası bilançosu çıkarılmadan durumumuz hakkında hiçbir değerlendirme yapamayız. Eksilerimiz ve eksiklerimiz fazla olabilir.
İlâhî rahmet ve inâyetin vüs'at ve sonsuzluğu karşısında hangi telâfî edilmez zarardan söz edilebilir? İçten gelen gerçekçi bir nedâmet (pişmanlık) ve hâlis niyetle yapılan tövbeler önce insanı zulüm, isyan ve şerrin pisliklerinden ve manevî sorumluluklarından arındırır. Daha sonra da insan ruhunda ateşlenen kulluk ve vazife aşkı insanı hayra ve faydalıya yönelme yolunda büyük bir heyecan ve ihlâs duygusuyla titretir. Günlük hayatın rutin telâşları içinde özeleştiriye hiç fırsat bulamayanlar, bazen nasıl olduğunun farkına varmadan dünyaya veda ediverirler. Zerre kadar bir iman kıvılcımı olsun kalplerinde kalabilmişse belki ilâhî rahmetle ebedî hüsrandan kurtuluş vizesi bile alabilirler. Fakat sık sık durumunu kontrol eden bahtiyarlar pişmanlık ve yakınmanın fayda verdiği bu fânî âlemden çok daha mutlu ve kazançlı gitme şansına sahiptirler.
Gaflet diyoruz, günlük hayat düzeni diyoruz da ömrümüzün bu monoton gidişine revnak katacak nice manevî fırsat ve imkânları çoğu kez görmezden geliyoruz. Üç aylar ta'bîr edilen şu mübarek günler, işte bu önemli fırsat ve ni'metlerin art ardına sıralandığı önemli bir manevî kazanç mevsimidir. Recep, Şa'bân ve Ramazan-ı Şerîf aylarının aslında bütün gün ve geceleri feyiz ve bereket doludur. Üstelik manâ ve ruh yüklü Regâib, Mi'râc, Berât ve Kadir geceleri hiçbir maddî ve dünyevî ölçüyle değerlendiremeyeceğimiz ilâhî ikramlardandır. Biraz gönül uyanıklığı, dikkat ve samimiyetle bu gecelerin feyzinden yararlanabilirsek manevî yoldaki bütün eksiklerimizi telâfî edebilir, Hakk'a hâlis kul olabilme yolunda gerçek istikametimizi bulmuş oluruz.
Regaib, sonra gelen mübarek gecelerin habercisidir
İnsan, beşeriyetinin muktezası olarak hem günah hem de sevap işlemeye istidatlı bir varlıktır. Her insan, hata edip günah işleyebilir. Önemli olan, kişinin, mümkün olduğu kadar günahların helak edici atmosferinden uzak durması; heva ve heveslerine mağlup olup günah işlediğinde ise Allah'ın engin rahmetinden ümit kesmeden tevbe ve istiğfar ederek günah kirlerinden temizlenmesini bilmesidir. Nitekim Efendimiz (sas), "İnsanoğlunun her biri hata edicidir. Ancak hata edenlerin en hayırlısı (hatasını anlayıp pişman olarak) tevbe edenlerdir." buyurarak bu hakikate işaret etmiştir.
Kalb ve ruh dünyası günahlarla kararmış kişinin, kendisini onlardan temizleyip yeniden aydınlığa çıkarması; hayatını günahlardan uzak bir şekilde titizlikle yaşayan kişinin ise Rabb'e miraç yolunda yükselebilmesi için idrak ettiğimiz bu rahmet buudlu günler iyi bir fırsattır. İşte Receb ayıyla birlikte bir kere daha kavuşmuş bulunduğumuz ve her iyi işin sevabının diğer günlere göre kat kat fazlasıyla verildiği şu günler, böyle rahmet buudlu günlerdir. Esasen Cenab-ı Hakk'ın kullarına lutfettiği her gün, rahmet buudludur. Fakat Nebiler Serveri (sas)'nin "Receb Allah'ın, Şaban benim, Ramazan ümmetimin ayıdır." buyurarak önemine dikkatlerimizi çektiği ve "Allah'ım! Hakkımızda Receb ve Şaban'ı mübarek kıl ve bizi Ramazan'a eriştir." diyerek Rabb'ine büyük bir coşkuyla dua ettiği bu günler, elbette diğer günlerden daha fazla rahmet ve mağfiret yüklüdür. Receb ayıyla başlayan bu kutlu günler, "Şüphesiz rahmetim gazabımı geçmiştir." ve "Rahmetim her şeyi kuşatır." buyuran Cenab-ı Hakk'ın, engin rahmetiyle tecelli ettiği, huzuruna gelerek el açıp boyun büken ve günahlarından pişmanlık duyup af dileyen kullarına sonsuz mağfiretiyle muamele buyurduğu af ve mağfiret günleridir. İşte Receb ayının ilk Cuma gecesi olan Regaib gecesi de bu mübarek zaman dilimlerinden birisidir.
Bu gece, bir lütuf, rahmet ve mağfiret gecesidir. Regaib gecesinden hakkıyla istifade edecek olanlarsa, hiç şüphesiz, bütün gecelerinde ilim ve ibadete, zikir ve tefekküre rağbet gösterip hayatlarını onlarla süsleyen, Hz. Muhammed (sas)'ın yolunda giden gül ruhlu talihliler olacaktır. Aynı zamanda Regaib Gecesi, üç aylar içinde kendisinden sonra gelecek olan miraç, berat ve kadir gecesi gibi nûrefşan zaman dilimlerinin bir müjdecisidir. Onun için bu müjdeciye kulak verip üç aylar iyi değerlendirilmelidir. Bu kutlu zamanlarda gönüller Kur'an'ın diriltici iklimiyle daha sık buluşmalı, ruhlar tevbe ve istiğfarla temizlenmeli ve bütün bir insanlığın hidayet ve felahı için Yüce Mevlâ'ya yalvarıp yakarılmalıdır.
Cenab-ı Hakk'tan niyaz ve dileğimiz odur ki, karanlık bulutların dört bir yandan adeta bir gulyabani gibi üzerimize hücum edip ufuklarımızı kararttığı ve canı dudağına gelmiş kitlelere karamsarlık aşıladığı şu günlerde üç aylar ve onların içindeki mübarek geceler, ümitten bir meş'ale olup sinelerimizi aydınlatsın ve hülyalarını kurduğumuz yarınlar adına yeniden ümit ve azimlerimizi tazelesin.