Hz. İbrahim’in rüyası
Hz. İbrahim de diğer peygamberler gibi her türlü imtihana ve sıkıntılara tabi tutulmuştu. Bu haleti ruhaniye içinde iken bir gün, Allah’tan bir evlat istemiş, eğer kendisine bir erkek evlat verirse onu kurban edeceğini de nezretmişti.Allahu Teala ona kısa zamanda kendisine Hz. İsmail’i lütfetmişti. Aradan bir hayli zaman geçtikten sonra, Allah-u Teala, Hz. İbrahim’e nezrini hatırlatmak üzere rüyasında oğlunu kestiğini yani kurban ettiğini gösterir. Bu rüya üç defa görülmüştür. Hz. İbrahim hemen rüyasını tahakkuk ettirmeye başlamıştı. Kur’an’da bu husus şöyledir:
“(Çocuk) onun yanında koşma çağına erişince (İbrahim ona): “Yavrum, dedi, ben uykuda görüyorum ki, seni kesiyorum: (Düşün) bak, nedersin? (Çocuk): “Babacığım, sana emredileni yap, inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın” dedi. İkisi de böylece (Allah’ın emrine) teslim oldular ve (İbrahim, kurban etmek için) onu anlı üzerine yıktı. Biz ona: “İbrahim” diye seslendik .”Sen rüyayı doğruladın, işte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız.” (Saffat Suresi 102-105). Allahu Teala onlara kurban kesilmesi için bir koç ikram etmişti.
Hz Yusuf'un Rüyası
Yusuf Peygamber daha çocukken bir rüya görmüş ve rüyasının yorumunu babasına sormuştur. Babası Yakup Peygamber ise Hz. Yusuf’un rüyasıyla ilgili yorum yapmış ve onu güzel haberlerle müjdelemiştir. Ancak bununla birlikte rüyasını diğer kardeşlerine anlatmaması konusunda kendisini uyarmıştır. Bu olay Kur’an’da şu şekilde geçer:
Hani Yusuf babasına: “Babacığım, gerçekten ben (rüyamda) onbir yıldız, güneşi ve ayı gördüm; bana secde etmektelerken gördüm” demişti. (Babası) Demişti ki: “Oğlum, rüyanı kardeşlerine anlatma, yoksa sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan, insan için apaçık bir düşmandır. Böylece Rabbin seni seçkin kılacak, sözlerin yorumundan (kaynaklanan bir bilgiyi) sana öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak’a (nimetini) tamamladığı gibi senin ve Yakub ailesinin üzerindeki nimetini tamamlayacaktır. Elbette Rabbin, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Yusuf Suresi, 4-6)
Yusuf Peygamber babasına rüyasını anlattığında babasının rüyasını kardeşlerine anlatmaması konusunda onu uyarmasının sebebi, kardeşlerinin güven vermeyen tavrıydı. Yakup Peygamber ilim sahibi, ferasetli bir insan olduğu için oğullarının fitne çıkarmaya müsait olan karakterlerinin ve kıskanç yapılarının farkındaydı. Onları çok iyi tanıdığı için Hz. Yusuf’a tuzak kurabileceklerini de tahmin etmekteydi. Bu nedenle Hz. Yakup şeytanın düşmanlığına dikkat çekmiş, Hz. Yusuf’a temkinli olmasını öğütlemiştir.
Bir Rüyadan Doğan İmparatorluk Osmanlı İmparatorluğu
Osman Bey sık sık Şeyh Edebaliı’nin ziyaretine gider öğütlerini dinlerdi. 1277 senesinde, yine Şeyh Edebâli’nin evinde misafir olarak kalıyordu. Ancak odanın duvarında asılı duran Kur’an-ı Kerim’i görünce ona hürmet edip uzanıp yatamadı. Kur’an’a gönülden bağlı bir insan olan Osman Gazi, yatağın kenarında otururken bir ara dalınca çok ilginç bir rüya gördü.
Gördüğü rüyayı sabahleyin Şeyh Edebâli’ye anlattı. Rüyası şöyleydi: Osman Gazi’nin göbeğinden bir su çıkar. Bu su gitgide çoğalarak geçit vermez bir nehir olur. Bu nehrin kenarında bir ulu çınar belirir. Öyle bir çınar ki dalı budağı her tarafa yayılmış, çınarın tepesi göklere doğru gözün göremeyeceği kadar yükselmiştir. Sonra bu çınarın altındaki gölgelikte her renk ve cinsten insanlar toplanmış, neşe içinde gülüşüp oynaşıyorlar. Bu arada karşıdan Şeyh Edebâli Hazretleri tebessüm ederek yanına gelmektedir. Tam yaklaştığı sırada Şeyh Edebâli Hazretleri’nin göğsünden göz kamaştıran parıl parıl parlayan bir ay, çıkıp kendi göğsüne giriyor.
Şeyh Edebâli Hazretleri’ne rüyası arz edildiğinde mübarek zâtın tabiri çok mühimdir:
“Göbeğinden çıkan su senin soyundur.Yüzyıllarca çoğalarak devam edecek.Ulu çınar ağacı kuracağın kudretli bir devletle tabir olunur.Öyle bir devlet ki, bu devlet cihana hükmedecek kıyamet alâmetleri ortaya çıkmadıkca yıkılmayacaktır. Birçok millet o devlette mesut ve bahtiyar olarak huzur ve adalet içinde yaşayacaklar. Benim göğsümden çıkan ay da, Kızım Malhun Hatun’un (Rabia Bala Hatun) senin helalin olacağını işaret eder. “
Osman Gazi, on dokuz yaşında iken Şeyh Edebali’nin kızı Malhun Hatun ile evlendi. Bu izivaçtan Orhan Gazi doğdu. Bu rüyadan doğan Osmanlı Devleti tam 6 asır Devlet-i Muazzama olarak üç kıt’ada hüküm sürdü.Osman Gazi’nin soyundan gelen Padişahlardan bazıları 50 yıl bazıları birkaç ay Tahtta kaldı. Büyük bir devlet kuran Osman Gazi öldüğünde kendisinden geriye şahsi mirası olarak bir atı, bir kılıcı, bir çizme ve bir de çadırı kaldı.
“Sadık rüya nübüvvetin 46 cüzünden biridir”
Hadisi şerifte, sadık rüya nübüvvetin 46 cüzünden biridir diyor. Yani rüya, bir ilim olarak gösteriliyor. Yusuf suresinde de, Hz. Yusuf A.S.’a rüya te’vili ilminin öğretildiğinden bahsediliyor. Bu rüyanın, sembolik dili ve bunun çözümü, bir tür bilgi ve mesaj iletimi ile alakalı bir yöne sahip. Ve bütün bunlarla birlikte, hala esrarını koruyan bir psikolojik ruhun derinlikleriyle alakalı, böyle bir yumaklar bütünü halinde bilinmeyene yakın bir olay olarak değerlendiriyoruz.
Ama tabiriyle alakalı olarak Kur’an-ı Kerim’de böyle bir kapı açılmıştır. Bununla alakalı, kitaplar yazılmıştır. Ve sadık rüyaların doğru çıktığı vakidir. Ama şeytani rüyalar daha çoktur. Ancak bütün bunlarla birlikte, rüya ile amel edilmeyeceğini söyleyerek, rüyayı bırak rü’yete bak, gözünün önüne bak, gördüğüne bak tavsiyesiyle insanın rüyaya bakarak değil gözünün önüne bakarak yaşaması gerektiği kanaatindeyiz.
Ezan, rüya ile emredildi
Zamanla İslam’ın tüm emirleri ortaya çıkmıştı. Namaz, oruç, zekat farz kılınmış, helaller ve haramlar belirlenmisti. Fakat müslümanların namaza nasıl çağrılacagi konusu belli değildi. Sonra Abdullah İbn Zeyd, bir rüya gördü ve bu rüyayı Peygamber (S.A.V.) ‘e anlattı: “Üstünde iki parça kumaştan yeşil elbiseli bir adam yanımdan geçti, elinde bir çan vardı. Ben ‘Ey Allah’ın kulu, o çanı bana satar mısın?’ dedim.Ne yapacağımı sordu. ‘Onunla insanları namaza çağıracağım’ dedim. ‘Sana ondan daha güzel bir yol göstereyim.’ dedi. ‘Allahü Ekber demelisin’ Bunu dört defa tekrarladı. Sonra da ikişer defa şehadet kelimelerini okudu” dedi.
Bunun üzerine Peygamber (S.A.V.):
“Bu gördüğün hak bir rüyadır. Bunu sesi güzel olan Bilal’e öğret “ dedi. Bilal artık her sabah ezanı büyük bir sevkle okuyordu. Bilâlin okuduğu ezân, Medine’nin her tarafından duyuldu. Aynı rüyâyı Hz. Ömer de görmüş, fakat Abdullah daha önce haber vermişti.(148) Daha sonra Bilâl, sabah ezânlarına “es-salâtü hayrun minen-nevm” (namaz uykudan hayırlıdır) cümlesini de eklemiştir.
Ezân, şeâir-i İslâmiye’dendir. Vâcib derecesinde kuvvetli bir sünnettir. Yalnız rüyâ ile değil, Rasûlullah (S.AV.)’in sünneti ve daha sonra inen âyetlerle de sâbittir
Müslümanın salih rüyası Allah’tan ona gelen bir hediyedir
Rüya, Kur’anî bir ifade. Kur’an, rüyaların bir değeri olduğunu söylüyor. Hz. Yusuf ‘a (A.S.) rüyaların tabiri konusunda özel bir bilgi verildiğini Kur’an-ı Kerim söylüyor. Yine ayeti kerimelerde Hz. Yakup’un (A.S.) tevilleri vardır. Bu ayeti kerimlerden rüyaların bir değeri ve anlamı olduğu anlaşılmakta. Tabi bu, herkesin rüyayı tabir edebileceğini göstermiyor. Allah tarafından peygamberlere bir mucize, ilham olarak verilmiştir onun için onların tabirleri doğru çıkar.
Hz. Peygamberin de rüyalara önem verdiği biliyoruz. Onun rüyaları yorumlarken bazen sabah namazından sonra sahabeye dönerek bugün ne rüya gördünüz diye sorduğu rivayet ediliyor. Sahabeden aldığı bilgiyle direk olarak yorumladığını biliyoruz. Bazen sahabeden birisine mesela Hz. Ebubekir’e yorumlattığını biliyoruz.
Hz. Peygamberin bazen kendi rüyalarını tabir ediyor. Biliyorsunuz onların rüyaları vahiydir ve bağlıyıcıdır. Hak bilgidir. Tabirlerin de doğru çıktığını görürüz. Bazen Hz. Peygamberin rüyalarının çok daha sonra çıktığı da görülmüştür. Örneğin, Ebu Cehil ile ilgili bir rüya görüyor. Rüyada ona ait bahçeler bulunuyor. Zaman geçiyor, Ebu Cehil ölüyor. Mekke’nin fethinde Ebu Cehil’in oğlu İkrime müslüman oluyor. Peygamber Efendimiz Ümmü Seleme’ye diyor ki, hatırlarmısın ben Ebu Cehil ile ilgili bahçe ve binalar görmüştüm. Hatırlıyorum deyince, meğer o bahçeler İkrime’ninmiş diyor.
Alimler bu rüyaları, insanları doğru yola ilettikleri Rahmani diye yorumlamışlardır. Şeytani rüyalar ise, insana korku veren ve itibar edilmemesi gereken rüyalardır. Bir de kuruntu rüyalar vardır, o da gündüz bir şey düşünüp gece görülmesidir. Son ikisine pek itibar etmemek gerekir. Rüyanda namaz kılmayı görüyorsan, bu güzel bir şeydir. Hz. Peygamberi görüyorsun, o seni hayra yöneltiyor.
Müslümanın salih rüyası Allah’tan ona gelen bir hediyedir deniyor. Rüyanın bir gerçekliği vardır. Şu yanlıştır. Birebir hangi rüya tabircisi olursa olsun, çıkıp benim rüyam şudur diye yersiz korku ve ümide kapılmaması gerekir. Demek ki, rüya bakış ve tevil ediş çok önemli. Bir de, rüyanın gören kişinin durumu çok önemli. Birebir şu demek doğru değildir. Okusunlar ibret alsınlar. Ama buradan kendilerine bir psikolojik bir rahatsızlık çıkarmasınlar. İmam Nablusi, bu konuda ön planda olanlardan birisidir. Mutlak manada, tecrübeler söz konusudur. O büyük zatlar, rüyaları hep hayıra vesile etmişlerdir. Hz. Peygamberi görsek veya namaz görsek ne olur? Efendim bunlar zaten hayır olan şeyler. Hayra yorumluyorlar.
Bazı konularda endişelerini ifade ediyorlar. Ben bu zatların yorumları tevilde, tevhidi ve imanı ön plana çıkarıp hareket ettiklerine inanıyorum. Çünkü, bu zatların hedefleri devamlı insanları hayra yöneltmektir. Rüyayı bir müjde veya şerden korumak için bir uyarı olarak görmüşlerdir. Onun için onların tabirlerine bakmakta fayda var. Ama, Peygamber Efendimiz, Hz. Ebubekir’in rüyasını düzeltmiş, yanlışı var doğrusu var demişse bütün tevillerin doğru ve yanlış bir olma ihtimali var.